thaysanura

Beyninizi tokatlayan blog

Cuma, Şubat 10, 2012

Karşı karşıya

Ankara bugün beni çok ama çok üzdün. Annemi hastaneye yatırdım, ben de karşısında ona refakat ediyorum. Geçmişle yüzleşerek, geleceğe bağlanarak. Kritik bir ay :( kritik sekiz ay :)

Cuma, Aralık 16, 2011

yeni bir mania vakası

aşkeskibirgünahsessizbirhatıra
insanhergünölmüyorkiöleceksesendenölsün

şarkıların hepsi birbirinin aynısı, devamı gibi. 2 saat uzunluğunda bir şarkı negüzel

Salı, Kasım 01, 2011

devrisi gün büyük gün !!

çok karmaşık ve gereksiz yere uzun yazmışım. üstelik 2006 yılında hangi çukura düşmüşüm beni kim kurtarmış bu ve benzeri birçok yazıyı anlayamıyorum. ya hafızayı canlı tutmak ya da bu işi tamamen bırakmak gerek. burayı bıraktığım için hafızayı canlı tutma zorunluluğu yaşadığıma göre ikinci seçenek daha mantıklı. üstelik kendimi genç hissettim yeniden. hahayt :)) çıkmam lazım ama o ayrı

fff

1 yıl sonra okudum yeniden. herşeyin yolunda gittiğine sevindim

Pazartesi, Ocak 17, 2011

anne seni çok seviyorum

bu daha önce de olmustu. ama hiç biri bu kadar uzun sürmemişti, detaylı değildi. bunda butterfly effectin çok etkisi var, eminim. esyalarım henüz hazır değil, yanımda sana aldıgım parfüm var. burberry touch. şimdi ismi daha anlamlı geliyor. ama önce ecemin yanına gidiyorum. onunla fazla konusmuyoruz. ama böyle bi durumda bi türkten baska kimsenin yanına gidemem. bi kere başıma geldi, ingilizce ağlamak, ingiliz yemeklerini ingiliz tuvaletine kusmak, hatta kusamamak ve kahrolası ingiliz banyosunu batırdıktan sonra ingiliz yatagına yatıp, I m ll right demek çok fenaydı. kredi kartımı ve 100 pound veriyorum. kart bana bilet alması için, para da esyalarımı türkiyeye göndermesi için. kütüphaneden aldıgım kitaplar var. ama zaten odamı boşaltırken onu görur ve verir. sen bunları hallet, beni en kısa zamanda evime ulaştır diyorum. ben esyalarımı toplayacağım diyorum. odaya geliyorum. o da benimle geliyo, git diyorum bi an önce git. diğerlerine haber veriyor. yanıma geliyorlar. onların elleri, ojeleri, terlikleri, pijamaları hepsi gözümün önünde. zaman zaman aglarken aynaya baktığım için ben de ne halde olduğumu biliyorum. işin kötü tarafı bu hayal degil. bir saaten fazla süredir aglıyorum. bi anda durabiliyorum. hiç zorlanmadan.

şimdi de durdum. ecem ve ingiliz kusmuğunu aglamadan araya ekledim. su anda yazının güzel olmasını düşünüyorum. bunun bana iyi geleceğini biliyordum. odadan cıksam da iyi olabilirim. ama kalan son sigaramı bitirmek istemedim. face de dısarısının soguk oldugunu da yazmışlar. bazı günler perdeyi açmıyorum uzun süre, ama havanın da nasıl olduğunu merak ediyorum. sanki ne değişecekse. güneşli karlı yağmurlu hava beni hiç etkilemiyor. hatta kapalı havaları daha çok sevip, beni bu güzel havalar mahvetti diyorum. evet evkaftaki memuriyetimden bu havalarda istifa ettim, tütünü en çok bu havalarda içmeyi seviyorum.

sonra düşündüm, eğer anneme bişey olsa beni almaya gelirdi. telefonda söylemezlerdi, benim yalnız gelemeyeceğimi bilirdi. önce annen hasta derlerdi tabi. hemen aramak isterdim, hastanede konusamaz ama iyi duyunca merak edersin o yüzden gelmeni istedik derlerdi. yolda bana ölümden bahsederdi. ölümün doğallığı.. yakınlarını kaybetmeyenler için doğal bişey ölüm zaten. organ bağışı gibi. ihtiyacı olmayan önemini bilmiyor. bağışlanmasını isterdim ben, ama ablamlar, özellikle küçük ablam bari ölümünde rahat ver der bana. gerçi benim de aklıma gelmez sanırım.

elimizde hiç bagajımız olmadan yola çıkıyoruz. benim çantamda parfüm. ama uçağa alırlar mı? kilitli poşetim var. geçi bu şimdi aklıma geldi. az önceki senaryoya göre yalnızım. ağlıyorum. londrada ingilizce aglıyorum. kendime 2 son hazırladım. "iyi" olan zaten kutu kapalı olduğu için alıyorlar, ingiliz merhameti devreye giriyor. tam merhamet sayılmaz, zaten yasal olarak götürebileceğimi söylüyorlar. kendileri kilitli poşete koyuyorlar. kötü senaryoda uçaga almama izin vermiyorlar bu şekilde, ama ben freeshoptan alıyorum. bi kez daha aynaya bakıyorum. lorealin aynasına. 2side orta sınıf olduğu için yanyana duruyorlar. rujlar, allıklar, hepsi gözümün önünde. rimelleri bıyıklarına bulaşan kızlar bile. 1,5 saat var uçağın kalkmasına. hep bana bakıyorlar. yanıma gelen ilk kişiye anlatıyorum derdimi. elimdeki peçete hamur halde. yenisini veriyorlar. tuvalete gidiyoruz. yüzümü yıkıyoruz, ben biraz toparlıyorum. uçakta yediden dolup taşıyorum. rotar olmadan eve gidiyorum. havalanına teyzem de gelmiş. yere yıkılıyorum, eve geldiğimizde misafir odasının kapısı açık. babamda olduğu gibi. peçeteler mutfakta. yengemler kuran okuyor. nerde diye bagırıyorum. hastanede diyorlar

bundan sonrası yok. şimdi devam edebilirim. ama bunu yapmayacağım. sonu yok çünkü bu acının. az sonra evi arıcam, anne dicem, canım diyecek. o öyle deyinde ben ağlamaya başlıcam. noldu yine mi beni öldürdün, onun agıdımı mı bu diyecek. ne bilim ya, uyuyamadım gece binbir türlü şey düşündüm dicem, sonra görkemi sorucam, iyi bugün okula gitti diyecek. tamma o zaman ben biraz uyuyacağım dicem.

ve tüm bu olanlar sabah erken kalkmak istemeyen beynimin bana kurduğu bir tuzak olarak buraya yazılmış olacak.

Cuma, Kasım 19, 2010

vazgeçilmezimsin

evimden kilometrelerce uzakta, olma fikri hakkında düşünüyordum. çok karmaşık geldi, düşünmekten vazgeçtim.

Salı, Haziran 15, 2010

2007 mi? o kadar oldu mu?

neler yaptım bunca zaman?? aslında çok şey. kazandıklarım da oldu kaybettiklerim de.
yüksek lisans bitti, doktora bitmek üzere
babamı kaybettim. yerine ne koydum? tabi ki hiçbirşey. ölmeden önce, daha doğrusu öleceğini bile hiç düşünmeden önce kendini bu kadar özleyeceğimi hiç düşünmemiştim. hayat o varken daha kolaydı. hele de annem için. uzakta da olsa, bize acı da verse onun varlığı önemli ve değerliymiş. gerçi ben annem kadar çok aramıyorum kendini. çünkü yerine koymasam bile bana babamı bir ömür boyu hatırlatacak, ya da şöyle diyeyim, unutturmayacak birisi var artık. uyuması, konuması, gülmesi, kavgası, öfkesi.

Allah bana çok güzel bir ders verdi. yıllarca hayatımdan çıkmasını istediğim kişinin birçok özelliklerini ki umarım hepsini değildir, kesti ve birisine yapıştırdı. o artık benim bilgisayraımda silinmeyecek bir dosya. evet mesaj alındı. ben bir kötülük yaptım anneme. onu eşinden ayırdım ve onun bıraktığı yerden ben devam ediyorum. herkes bunun farkınd. zaman zaman en zor zamanlarda en acımasız haliyle bu gerçek yüzüme vuruluyor. işte o anlar unutulmaz oluyor.

enerji döngüsünden bahsederler ya. hiçbir enerji yoktan varedilmez, hiçbir enerji varken yok olamaz diye. bu iyilik ve kötülük için de böyle. belki de benim fizik anlayışım böyledir. yaşadığım fizik.

Çarşamba, Aralık 05, 2007

pazar

eski pazarları hatırlıyorum. yetiştirilmeye çalışılan ödevler, terasta yapılan mangal, mangal üzerinde demlenen çay bazen de kadayıf... sonra eve gelinir. banyo yapılır, tırnak kesilir. tırnak kesme işlemi bizimkiler izlenirken yapılır. 2. reklamda makarna vardır. oba makarna. ablam hiç üşenmez bana makarna yapardı. ben onu yerdim. ablam ütü yapardı. malum pazartesi temiz gömlek giyilirdi. ben ya da kendisi. hiç farketmez. ama o gömlek mutlaka ütü masasına yatardı. yıllar geçti. artık saat 7 den sonra birşey yeme sakıncaları ortaya çıktı. bizimkilerin yerini popstar aldı. mangal yine yapılıyor ama evde, balkonda. çay ocakta kaynıyor artık. her zamanki koltugunda pederde yok artık. tırnak kesme yerini oje sürmeye, ödev yapma yerini makale yazmaya bıraktı. ütü de yapılmıyor artık eski kadar sık. hele beyaz gömlek ayda 1 kere ancak çıkıyor eski yerine.

bütün bu emareler gösteriyorki ben büyüdüm. ama yeteri kadar büyümedim ki kendi çocuğuma ne makarna makarna yapıyorum ne de ödevinin yetişmesine yardım ediyorum. banyo yaptıracak kimse de yok henüz. eski günlere dönmeye daha var anlaşılan..

ve blog yazmaya tekrar başladığıma göre eski yanlızlığıma dönüyor öğle tatillerim